PAYLAŞ
Advertisement

Bazen fotoğraf çekmek için geziye çıkarım. Bazense geziye çıkmışken fotoğraf çekerim. İşte bu anımızda nasıl yola çıktığımı ve neden Assos Fotoğrafları çektiğimi açıklayacağım.

Şimdilerde her ne kadar trekking ve hiking meraklısı olsam da hep böyle değildim. 2014 lerde keyfime düşkündüm. Bir yola çıkacaksam bir çok alet edevatım olmalıydı. Sahip olduklarımın kölesi olmuştum. Onlar olmadan bir yere gidemiyordum. Halbuki onlar ben olmadan bir yere gidemezdi.

Assos Fotoğrafları ‘ndan önce Uzun Yol

Uzun yolu severim. Çocukken başladı galiba bu sevda. İstanbul – Rize yolu , yeni sahil yolu yapılmadan önce 24 saat sürerdi. Yoğunluk olan zamanlar, bayram ve tatiller de ise 30 saati bile geçerdi. Herkes nefret ederdi uzun yolculuktan ben ise severdim. O zaman ki otobüslerde nefes almak bile imkansızdı. Biri öksürür, biri hapşırır , bebekler ağlar, turşular yenir , her türlü kokuya ve sese maruz kalınırdı. 5 duyumuzun çoğuna tecavüz edilirken ben sadece görme duyuma odaklanmıştım. Sadece yola ve manzaraya bakardım. Kalan duyularımı kapatırdım bu sayede daha iyi görürdüm. Gerçi o zamanlar gözlüklerim de yoktu belki de iyi görmüyordum 🙂

Uzun yol sevdası ilerleyen yıllarda da devam etti. Yol bitip gideceğim yere ulaştığımda bana neden geliyorsun dediklerinde ben sizin için gelmiyorum ki! derdim. Hatta ben gelmeyi sevmiyorum. Ben gitmeyi de sevmiyorum! Ben yolda olmayı seviyorum demiştim. Onlar ise onları çok özlediğimi sanıyorlardı. İnsanlar seni beni anlamıyorlar!

Çocukluktan sonra uzun yol kavramı bir süre yok oldu hayatımdan. Sonrasında ise araba sahibi olmam la birlikte tekrar uzun yollara düşebildim. Uzun yola çıkmak için arabaya ihtiyacım var sanıyordum! Ne kadar da safmışım yok ne kadar da köleymişim!

Neyse efendim bu yazıda ki uzun yolumuza 2014 yılında bir gün evde daraldığım bir anda çıkılmıştı. Ben uzun yola çıkarken varış yeri belirlemem. Belirsizliği severim. Bilinen bir sonu sevmem. Sonunu bildiğiniz bir filmi mi tekrar izlemek istersiniz yolsa bilmediğiniz bir filmi mi? Her uzun yolda benim için bir küçük filmdir.

Yola çıkmak için çok şartım vardı o zamanlar. Şimdi de şartlarım var ama azaltıyorum teker teker. Çok samimi ve kafa dengi bir arkadaş yoksa tek çıkmayı tercih ederdim. Tek başına insan kendi kendisiyle daha iyi anlaşıyor? Yada ben deliyim. Deliysem zaten suçum yok! Yaşasın Hunililer !

Assos Fotoğrafları çekmek için Gerekenler !

Öncelikle bir arabam olmalıydı. Araba otomatik vites olmalı. Ama öyle her otomatik olmaz tam otomatik vites olmalı ve aynı zamanda vites değiştirebilmeli. Sen de tiptronic ben deyim triptronic! Neyse vitesi geçelim. Kesinlikle hız sabitleme yani cruise control olmalı. Neden diye sorma işte olmalı! Uzun yolda arabayı otomatik vitese alır, cruise control’u hız limitine göre mesela 80’e ayarlar bacaklarımı uzatır giderim. Çok gerekmedikçe ne gaza ne frene ne de vitese dokunurum. Bu arada güzel bir müzik olmalı. Bazen notebook üzerinden film izlemişliğim de var. Çok memnun kalmadım film sarmadı, müzik daha iyi.

Hayatım boyunca çay , kahve gibi sıcak içecekleri sevemedim. Ben soğuk içecekleri severim. Araba ile giderken soğuk içecek zor iş! Milleti soyup soğana çiveren petrol şirketlerinin şubeleri olan benzin istasyonları soğuk içecek dolabını kapatarak zengin olmaya çalışıyorlar. Bir dolabın yakacağı elektrik aylık kaç para yahu? Kaç para kar edeceksin ki oradan! Neyse benzin istasyonları ile anlaşamadığımız için özelliklede şehir dışında olanlar ile maalesef soğuk içecek sorununu kendim çözmeliydim. Bir araba buzdolabı almıştım. Ortam sıcaklığından 20 derece daha soğutuyordu. Sıcak yaz günlerinde pek işime yaramıyor. Ben içeceğimi +1 derece sıcaklıkta severim. Son zamanlarda Termosları keşfettim. Kaliteli bir termos çok daha kullanışlı oluyor.

Efendim araba hazır, müzik hazır , içecekler de hazır şimdi gerekliler listemizde bir sonraki madde abur cuburlarımız. Araba ile giderken yenebilecek kolay şeyler olmalı. Çeşitli kuruyemişlerde bulunmalı. Çok masraflıydım uzun yolda. Kamera , giysi vs. zaten bilimum şeyi saymıyorum bile. Yahu bir yola gidecez araba full dolu. Neden aldığımı bile bilmediğim şeylerde var. Toplasan 1 kişiyim ama kendim arabaya sığmıyorum ıvır zıvırlardan!

Hedefsiz Yola Çıkmak

Hadi çıkalım yola artık. 2014 yazı idi. Evden kaçtım. Büyükçekmece’den yola çıkacaktım. Hedef belirsizdi. İstanbul trafiğine girmek istemedim. Kaçtım Tekirdağ’a doğru. Kendimi Kumbağ üzerinden Şarköy yolunda buldum. Ne güzel yerler Kumbağ, Uçmakdere , Şarköy… Farkındaysanız Mürefte’yi saymadım. Mürefte kızlarından bir kazık yemiştim ikincisini yememek için hızlıca geçtim.

Aslında Uçmakdere o kadar güzel bir yer ki orada kalabilirdim. Ama bi kere uzun yola çıkmıştım. Yol burada bitmemeli. Burada biterse uzun yol olmaz ki?

Devam ettim Şarköy’den Gelibolu’ya. Zaten SeddülBahir’den geçmemek olurmuydu ki? İnsanı atalarının kanı ve tarihin kokusu çekiyor oraya. Duygulanmamak ne mümkün. Ne zaman gitsem yolu bozuk olurdu ama şimdilerde düzelmiş galiba. Seddülbahir’den meşhur “Dur Yolcu” yazısını görmeden gitmek olmazdı. Gelin burada tam şiiri yazayım.

BİR YOLCUYA

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bir tümsek, Anadolu’nda,
İstiklâl uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğduğu sele
Mübarek kanını kattığı yerdir.

Düşün ki, haşr olan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

Necmettin Halil ONAN

Duygulanmamak elde değil. Arabalı feriborabinilir, araba parkedilir , üst kata çıkılır ve neredeyse nefes almadan Türk bayrağına ve bu yazıya bakılır. Ne zaman buradan geçsem o kadar donarım ki fotoğraf çekmeyi unuturum. İnşallah bir gün fotoğrafını çekerim. Yada bir gün sadece SeddülBahir için yola çıkarım.

Burası Anadolu !

Duygu yoğunluğu ile Anadoluya geçilir. Eğer amacım hızlı gitmek yada bir yere ulaşmak olsaydı Ezine ve Ayvacık üzerinden güneye inerdim. Amacım hızlı gitmek değildi. Amacım uzun yoldan keyiy almaktı. Sahil yolunu seçtim.

Önce Troya tabelası ile karşılaştım. Filmini hikayesini sevsem de pek canım Troya’ya gitmek istemedi. Neden istemedim bilmiyorum keşke gitseydim.

Kumkale – Kumburun – Geyikli – Dalyan ve daha bir çok semt. Çok güzel yerler. Çok güzel yollar. Yine gelecek BEN!. Bir süre yolun keyfini çıkardım. Olabildiğince yavaş bir hızla, olabildiğince keyif alarak ilerledim bu yolda. Yol en sonunda beni Behram semtine getirdi. Behram deyince bir anlam ifade etmeyebilir ancak Assos dersek herkesler anlar sanırım.

Troya’yı es geçmiştim ama Assos kaçmaz be ! Girdim Assos’a önce tepeye çıktım. Düldülü park ettim. biraz yürüdüm. Hava sıcaktı. Ortalık kalabalıktı. Genelde orta yaş üstü kadınlar vardı ve hepsi selfi çekmek ve hediyelik eşya almakla meşguldü. Boynumda o zamanlar kullandığım Canon 60d ve Tokina 11-16 lens ile kendime çekecek bir kare bulamadım. Biraz sonra Assos Ören Yerine giriş yaptım. Tepede bir düzlük. Antik bir şehir. Şimdi burada Assos’u anlatacak değilim :). Ben tabi manzaraya kilitlendim. İlk gittiğimde pek kimse yoktu. Uzak doğulu bir kaç turist vardı. Artık Koreli yada Japon ben pek uzman değilim o konuda!

Ben ve Kıskançlık !

Uzak tarafta bir baba 8-9 yaşlarında ki kızıyla dolaşıyordu. Bütün manzarayı bıraktım onlara kilitlendim. Baba kızına tarihi anlatıyordu sonra kendi kamerasıyla fotoğraf çekiyordu. Kız ise diğer taraftan tableti ile Assos ile ilgili bilgiler okuyor ve babasını taklit edip oda tablet kamerası ile fotoğraf çekiyordu. Tamamen onlara kilitlendim. Babanın kızına olan ilgisi sevgisi, kızın tarihten doğadan aldığı zevk , tarihe dokunarak öğrenmesi. Kıskandım! O kızı da kıskandım , babasınıda kıskandım.

Az sonra büyük bir grup geldi. Neredeyse tamamı kadınlardan oluşuyordu. Çok şen ve şakrak bir gruptu. Hemen geldiler ne tarihi okudular ne de araştırdılar. Hepsi selfi çekimlerine başladılar. Bir tanesinin manzara yada tarihi bir şeyi çektiğini görmedim. Hepsi ya kendini yada yandaki arkadaşını çekiyordu. Hayattan onlar da zevk alıyordu! Ama bana göre değildi. Ben pek kendimi çekmek. Portre de çekemem pek utanırım!

Kalabalık grup ve genç kızımız ile babasıda gidince tekrar ortamda kalan bir kaç kişiden biri olmuştum. Öğle saatleri idi. Hava sıcaktı ancak çok bulutluydu. Fotoğraf çekmek için iyi bir saat değildi. Ören yeri olduğu için yanıma tripodu da almamıştım. Bir kaç fotoğraf çektim ama amacım sadece burayı aklımda tutmaktı. Bazen böyle yaparım. Bir yeri çekerim ki aklımda kalsın. Sonra evde o fotoğrafa bakıp daha sonra oraya gittiğimde nasıl bir çekim yapacağımı saatlerce planlarım.

Assos Fotoğrafları – Assos Ören Yeri

Çektiklerimden bir tanesi bu fotoğraf. Çok yoğun ve gri renkli bulutlar vardı. Bu nedenle gökyüzünü almadım. Özellikle aşağı doğru kilitlendim ki aşağıda Assos limanı vardı. İki tane eski tarihi sutun-taş gibi şeylerin arasından manzarayı çektim. Orada kıvrılarak giden bir araba yolu var, o yolla limana iniyorsunuz. Ancak eski Assos’lular bu tepeden limana yürüyerek inip çıkarlarmış. Tabi sadece kendileri değil satacakları ürünleri ve satın aldıkları ürünleri de sırtlarında taşırlarmış. Belki kestirme bir iniş vardı ancak bana kimse göstermedi.

Bu fotoğrafla kafama kaydettim Assos’u ve aşağı limana doğru indim. Yol üstünde Assos amfi tiyatrosunu görünce orada da bir kaç fotoğraf çektim.

Assos Fotoğrafları – Assos Amfi Tiyatro

Yaklaşık 20-30 dakika bu mükemmel alanı gezdim. Saat ve hava şartları uygun olmadığı için yine ileride tekrar gelip pozlamak için bir kaç kare aldım. Mesela bu kare de yine gökyüzünü almadım. Gökyüzü dediğim gibi çok kirliydi. Bunu aklıma kaydettim. Buraya birdaha gün doğumunda ve az bulutlu havada gelmem lazım. O zaman rengarek bulutlarla bir gökyüzüm olabilir. Yine ön plana kontrast renklerde dikkat çeken bir şey koymalıyım. Kırmızı montlu biri olabilir. Yada bir oyuncak . Canım ne isterse artık! Yada gece çekimi yapabilirsem biraz yıldız güzel durabilir. Neyse elbet bir daha ineceğiz buralara.

Assos Fotoğrafları – Assos Amfi Tiyatro Ters Açı

Amfi tiyatroyu bir de ters açıdan aldım. Gökyüzünün ne kadar kirli olduğunu burada görebiliyorsunuz sanırım. Yine bunu şimdi düşündüğümde öndeki taşlar yerine ortaya daha çok yaklaşmam lazım, gökyüzünün güzel olduğu gün ve saat seçmem lazım yine kontrast bir renkte obje bulmam lazım. Yıldız pozlamasıda mükemmel olabilir bu açıdan. Deniz üzerinde yıldız pozlaması pek sevmediğim için ters açıdan yıldızlar daha iyi olabilir.

Assos Fotoğrafları – Assos Sivrice Limanı

Sonunda limana inmiştim. Gökyüzünde mavilerimiz çok az 🙂 sadece hafızama kaydetmek için çekim yaptığımdan yine tripod yanımda değildi. Çok berrak bir deniz vardı. Burayı tekrar çektiğimde denizin dibini gösterecek bir açıyı seçebilirim.

Assos’tan bu güzel anılarla ayrıldım. Assos’a aşık oldum ancak gökyüzü bana pek iyi bir fırsat vermedi. Biraz buruklukla düldülü çalıştırıp Assos’tan yavaşça uzaklaşmaya başladım. Daha limandan tepeye çıkan yokuşa başlamadan bir teyze durdurdu beni. 80 yaşından fazlaydı. Birkaç hediyelik eşya satıyordu. Beni yukarı çıkarırmısın dedi. Teyzeyi arabayla yukarı çıkardım. Teyzem 80 yaşında ama ekmek parası için burayı mesken tutmuştu. Taktiğide meğerse arabalara otostoğ çekip arabanın içindekilere satış yapmakmış. Ben teyzeyi tepede indirince tekrar aşağı doğtu otostoğ çekmeye başladı. Teyzeye helal olsun deyip küçük bir şey aldıktan sonra Assos’tan ayrıldım. Oraya gidenler varsa Teyzeye benden selam söylesin!

Assos Fotoğrafları – Assos Çıkışı Köprü

Behram merkezden birkaç dakika ilerledikten sonra bu köprü ile karşılaştım. Köprülere zaten bir zaafım vardır 🙂 Bu sefer tripodum yanımdaydı. Asostan sadece bir kaç km ilerde olmasına rağmen gökyüzü daha mavi idi. Şimdi fotoğrafın detaylarına baktığımda saati 12.17 gösteriyor. Üstteki fotoğraflar ise 10.00 dan önce çekilmişti. Güneş çok yoğun ve tepede olduğundan köprü ihtişamını kaybetmiş. Yine bir gün batımı ve doğumunu doğru açı ile yakalayabileceğimi hayal ettirsin diye bu kareyi de aklıma kaydettim.

Uzun yoluma devam ettim. Aklımda ileride çekeceğim güzel Assos fotoğrafları hayaller ile Assos’a veda ederken bile bana bir köprü hediye etmişti.

Yolum güneye doğru uzuyordu. Assos tan Akçay’a kadar dümdüz gittim. Hedef güneye inmek olsada burada doğuya doğru ilerliyorsunuz.

Yolculuğumum 2. gününün ilerleyen saatlerinde Burhaniye üzerinden Ayvalık’a ulaştım. Ayvalık çok sevdiğim yerlerden biri olsada daha önce çok zaman geçirdiğim için bu sefer es geçtim ve Sarımsaklı’ya ulaştım. Geceyi Sarımsaklı sahilinde geçirdim. Biraz dinlendim.

Şimdi yazıya biraz ara veriyorum. 3. günü daha sonra eklerim 🙂

Bu yazıdan kendime çıkardığım derslerden en önemlisi yola çıkmak için hiçbir şeye ihtiyacımın olmadığıdır. Şunlar bunlar lazım diye diye yola çıkamıyor insan. Yola çıkmak için bir tek kendim yeterim! Assos fotoğrafları çekmek için yıllardır bekliyorum. Ne bekliyorsam ?

Dip Not :

Assos Neresi ? Assos Nerededir ? Assos Nereye Bağlı ?

Sorularına cevap vereyim. Assos ; Türkiye’mizin Çanakkale ilinin Ayvalık ilçe merkezine 17 km uzaklıkta olan Behramkale Köyünde bulunan bir antik kenttir.

 

Gezinin 3.günü için tıklayınız

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here