Manzara fotoğrafı ve ben. Fotoğraf sanatına yeni başladığım zamanlarda önümde bir çok seçenek vardı. Ne fotoğrafçısı olacaktım? Börtü böcek fotoğrafı mı çekecektim? Yoksa portre fotoğrafı mı çekecektim? Sokak sokak gezip değişik enstantaneler peşinde mi koşacaktım? Gözümü yıldızlara çevirip astro fotoğrafçılıkla mı ilginecektim ? Daha binlerce seçenek sayabilirim. Yok bin fazla oldu ama 100 den fazla fotoğrafçılık alt kategorisi sayabilirim.

2013 yılının yazında oturdum ve fotoğraf makinelerini araştırdım. O ana kadar hiçbirşey bilmiyordum. Enstantane maçla , diyafram ise sesle alakalı bir şeydi. Acemi biri için o zaman ki pahalı makineler arasında tercih yapmam gerekiyordu. Makine markaları takım tutmak gibi. Kimi ölümüne Canoncudur. Kimi Nikon Abi yaaağğh cıdır. Kimi pentax’a yönelirken kimileri sony kalitesinden vazgeçmez. Hepsi de ölümüne tuttukları takımları gibi bağımlı oldukları markayı delicesine savunur.

Manzara Fotoğrafı için Profesyonel Fotoğraf Makinesi

Kendime profesyonel fotoğraf makinesi arayışında bende bu fanatiklerin arasında kaldım. Hangisini seçecektim. Hiç bir şey bilmeyen biri için çok zor bir karar. Genelde böyle durumlar da biraz araştırır sonra herkesten farklı bir tercih yaparım. Evet “unique” olmayı diablo II den beri severim. Diablo II başka bir konu tabii ki.

Saatler süren ancak günlere varmayan araştırmalarım sonucunda bilgisayar sektöründen bana tanıdık gelen Canon üzerinde kendimle uzlaştım. Ekranının döner olması ve nispeten biraz malzeme kalitesi iyi olması nedeniyle Canon 60d sipariş ettim. Makineler genelde kit lenslerle satılır ancak ben sadece body sipariş ettim. Çünkü makine almaya karar vermiştim ancak ne fotoğrafı çekeceğime daha karar vermemiştim.

Öncelikle herkesin kullandığı 18-55 kit lensi kullanamazdım çünkü az çok unique bir adamdım. Çevremin bana baskı yapacağını ve genel olarak ihtiyaç duyacağımı düşünerek hemen bir Canon 50mm 1.8 lens sipariş ettim. Tabii bu kararımda lensin oldukça ucuz olmasıda bir karar sebebiydi.

Yaklaşık 3-4 gün boş body ile dolaştıktan sonra lens de elime geçmişti. Tamam şimdi makineyi kurcalamaya başlayabilirdim. Makineyi aldım elime tüm özelliklerini karıştırdım. Bozdum ayarları , sonra resetledim, sonra gene bozdum , sonra gene resetledim. Bir kaç denemeden sonra o gün yanımda olan Erkan arkadaşımın bir fotoğrafını çektim.

canon 50mm 1.8

Evet 1.8 açıklıkta ki diyaframla tanışmıştım. Ne güzel arkayı flu yapmıştım. Herkes geldi nasıl yaptın diye. Aslında bende bilmiyordum nasıl yaptım ama yapmıştım. Aferin bana. Bu arada sigara sağlığa zararlıdır ancak fotoğraflara iyi duman verir.

Bugün olsa bu fotoğrafı çeksem kendimi eleştiririm bin bir tane hata var. Ancak bu fotoğrafı fotoğraf makinesi ve lensi elime ulaştıktan 1 gün sonra çekince bu hatalar affedilebilir.

Manzara Fotoğrafı mı Yoksa Portre Fotoğrafı mı ?

Halen ne fotoğrafı çekeceğimi bilmiyordum ancak açık diyafram flu arka plan hoşuma gitmişti. Tamam dedim portre çekelim. Tanıdıklarımızdan başladık. Ancak çektiğim portreler hoşlarına gitmedi. Çünkü net bir şekilde tüm kusurları ön plana çıkıyordu. Halbuki onlar netliği 0’a çeken kontrastı silen yüzü incelten cep telefonu fotoğraflarına alışmılardı. Hani şimdilerde instagramdan kızla yada erkekle görüşürsün ama gerçekte farklı bir şey çıkar ya, bizim tanıdıklarda öyle portreler istiyorlardı. Portre çektiğim kişiye 2 saat photoshop yapmam gerekecekti. Şu beni sil, şu sivilceyi sil, dişleri beyazlat, saç rengini aç , göbeği incelt , kalçayı büyüt , gögüsleri şişir , pazuları şişir vs.

Anlaşılan tanıdıklara portre işi bana göre değildi. Yabancıların portrelerini çekelim desek Türkiye şartlarında bu zor iş. Şimdi diyelim değişik bir kadın karakter gördük ve fotoğrafını çektik eşi dostu bizi sapık diye linç eder. Yok eğer değişik bir erkek karakter gördük ve onun fotoğrafını çektik bu sefer daha değişik bir şekilde linç ederler.

Sonuç olarak portre fotoğrafçılığı da bana göre değildi. Tekrar araştırmalara döndük ve ne fotoğrafı çekeceğimize odaklandık. Çekeceğim şey hareketsiz olmalıydı, tembel adamım kovalayamam. Çekeceğim şeyin dili olmamalıydı, yok beni şişman çektin yok sivilcemi sil dememeliydi. Çekeceğim şey çekim sonrasında beni dövmemeliydi. Sonuçta bende manzara fotoğrafçılığına karar verdim.

Manzara Fotoğrafı Çekmek için Profesyonel Lens

Şimdi döndük başa manzara fotoğrafları çekmek için ne lazım. Çeşitli araştırmalar sonucunda öğrendim ki lazım olan şey geniş açı lens. Önce balık gözü lensler çok hoşuma gitti. İnceledim çekilen fotoğraflara baktım çok komik ve şirindiler. Evet balık gözü almalıydım derken biraz daha araştırarak vazgeçtim. İyi ki de vazgeçmişim.

Canon geniş açı lenslerin fiyatlarını görünce en iyisi ben bu işe başlamadan bırakayım dedim. Fotoğraf makinesini ikinci el satar az zararla kurtulurdum. Bazen keşke yapsaydım diyorum 🙂 . Ufak tefek okumalar kendimle tartışmalar sonucunda Tokina 11-16 2.8 lensi aldım.

Tokina 11-16 ile çok şey yaşadık. Çok şey gördük. Çok şey çektik. Ne çektin be Tokina benden. Bana fotoğraf çekmeyi öğretti diyebiliriz. Acemiler için 2013 yılında yapılacak en iyi tercihti belki de Canon 60d ile Tokina 11-16 2.8 .

Manzara Fotoğrafı için Tripod (Üçayak)

Tokina ile fotoğraflar çekmeye ilk başladığımda tabii ki şoka uğradım. Her çektiğim saçma sapan oluyordu. Ya netlik yok. Ya netlik var manzara yok. Ya çok karanlık. Ya bembeyaz. Bir zaman sonra baktım ki bu iş böyle olmuyor enstantane ayarlarını düşürmek lazım. E bunun için ne lazım tripod. Hayda… Bir masraf daha çıktı. Önce mediamarkt tan 50 liralık bir tripod aldım. Sonra baktım ki o tripod kendini taşımaktan aciz. Sonrasında bir adet Vanguard Alta-Pro 263AGH sipariş ettim. Bir teneke parçasına verdiğim en büyük paraydı derken. Bir anda fotoğraflar güzelleşti.

Vanguard Alta-Pro 263AGH yu seçmemde ki nedenlerden biri de benim gibi acemiler için kullanımı kolay bir tabanca kafaya sahip olmasıydı. Bugün halen bu tripodu kullansamda deliler gibi tripodumu değiştirmek istiyorum 🙂 . Kahrolsun kapitalizmin beslediği tüketim çılgınlığı diyerek halen vanguard ile devam ediyorum.

Tokina ile fotoğraf çekmeyi öğrenmem 6 ay sürdü. İlk 6 ay çektiklerimizin hepsi bana göre çöptü. Ancak çeke çeke , kurcalaya kurcalaya kendim için iyi bir ekip oluşturdum. Canon 60d, Tokina 11-16 ve Vanguard tripod.

Ekibi kurduktan sonra olay artık iyi fotoğraflar çekmeye gelmişti. Birkaç fotoğrafım vardı ancak istediğim kaliteye daha ulaşamamıştım. Memleketim olan Rize’ye gelmiştim. İnanılmaz derece güzel bir doğaya sahip bir şehirdeydim ancak ben hiç bir yeri bilmiyordum. Sevgili arkadaşım sayın Ahmet Öksüz nam-ı diğer Petroti ile yollara koyulduk.

Petroti ‘yi takip etmek isteyenler için instagram benPetroti.

petroti Canon EF-S 55-250mm f/4-5.6 IS II Lens

Manzara Fotoğrafı için Manzara Aramak

Güzel şehrimiz Rize’yi bırakıp güzel fotoğraflar için Batum’a geçtik. Batum güzel bir şehir fotoğraf çekmek için çokca malzeme var. Bizim gittiğimiz gün güzel bir yağmur kapalı bir hava hakimdi. Öylesine bir kaç saat Batum şehrinde dolaştık ve doğru düzgün bir şey çekemedik.

Bu arada Batum sahilinde şansa bir gelin damat ve peşindekilerle karşılaştık. Birbirlerini cep telefonları ile çeken sevimli bir guruptu. Bizi de fotoğraf makineleri ile omuzlarımızda kocaman Canon yazıları ile görünce bize poz vermeye başladılar. Tokina 11-16 ile gelin damat çekiyoruz. Petroti ne çekiyor bilmiyorum ? 🙂 Onda da Canon 60d vardı ancak o benim kadar unique takılmadığında klasik Canon 18-135 almıştı.

Gürcüler ile ortak dilimiz yoktu. Ne Türkçe ne de İngilizce biliyorlardı. Fotoğrafları bizden nasıl alacaklarını bilmeden öylesine poz verdiler. Bizde çektik. Sonra kendileri ile vedalaşıp kendi yolumuza gittik.

Saatler 2.30 gibiyken hiç bir kaliteli fotoğraf çekememişken ve yağmurda coşmak üzereyken bari geri dönelim dedik. Batum şehrinde benzin fiyatları ucuz olduğundan arabanın deposunu doldurdum. Sigara ya da içki içmediğim için onlardan kendim kar edemedim ancak arkadaşların siparişlerini aldık ve geri döndük.

Manzara Fotoğrafı ve Sonunda Arhavi Çifte Köprüler

Sınır kapısını geçtikten sonra Petroti bana Rasim buralarda güzel bir köprü var çekmeye gidelim mi dedi. Dedim hemen gidelim 🙂 Ancak yakın bir yer mi? Hava bozuyor yağmurda fotoğraf nasıl çekilir bilmiyorum. Petroti yakın yakın dedi hemen Arhavi’nin az içerisinde. Tamam dedik ve yola koyulduk.

Sağolsun Petroti köprüyü kendi eliyle koymuş gibi 1 saat arattı bize 🙂 Ancak aramaya değermiş. Köprüye geldiğimizde hem doğa hem hava beni etkiledi. Zaten puslu ve yağmurlu havaları severim. Arabadan indim ve önümde ki manzaraya baktım.

Bridges by Cihan Diyala on 500px.com

Manzara Fotoğrafı için Önce Manzaraya Bak

Hemen hemen böyle bir manzaraya bakıyordum. Çünkü yandan geçen asfaltın üzerindeydim ve gezmeye gelen herkes asfaltın üzerinden fotoğraf çekince bu fotoğrafı çekiyordu. Sayın Petroti karşıdaki restauranta bir çay içmeye gitti. Ben ise fotoğraf makinesi olmadan orada yaklaşık 30 dakika dolaştım. Köprülerin üstüne çıktım altına indim. Tepeden baktım yerden baktım. Restauranttan baktım. Sürekli bir düşünme halindeydim.

Bir süre sonra Petroti geldi ve ona dedim ki aşağıda nehirlerin oraya inelim. Suyun içine tripodu koydum odaklandım ama olmadı. Bir türlü istediğim açıyı yakalayamadım. Bir süre daha vakit geçirdim. Artık vazgeçiyordum ki iki köprünün arasında yüksek bir yerde bir taş vardı. Taşın yüksekliği 2 metre kadardı ve üstü nispeten düzdü. Üstüne çıkmak zordu özellikle benim için.

Dağcılıkla da uğraşan benden uzun ve ince olan Petroti’ye o taşı göstedim. Bu taşın üstüne çıkabilirmisin diye sordum. Gülerek cevap verdi o da birşey mi diye. Bende peki oraya çıkınca beni yukarı çekebilirmisin dedim ? 🙂 Bu sefer bana baktı ve gülüşü kayboldu evet daha zorlayıcı bir durum vardı ortada. Velhasıl taşın üstüne ikimiz , iki tripod ve iki kamera çıktık.

Gülümseyin Manzara Fotoğrafı Çekiyorum

Sonunda yüzüm gülüyordu sabah erken çık Batum’lara git, yağmura yakalan, başarısız ol geri dön, adres ara bulama, sonra köprüleri bul ama açı bulama şeklinde ki tüm başarısızlıklar sıfırlandı. Aradığım açıya odaklandım. Yağmur ufaktan başlamış gökyüzü gri. Birbiriyle kesişen 2 nehir var ve her nehrin üzerinde birbirine bağlanan 2 köprü. Nehirlerden birinin kaynağında yağmur yağmış toprak kaymış ve rengi toprak rengine dönmüş. Diğer nehir ise berrak. Taşın üstünde olabildiğince bulduğum açıklıktan aşağıda ki fotoğrafı çektim.

Arhavi Çifte Köprü

İlk Amatör Manzara Fotoğrafı

Fotoğrafı buraya nispeten düşük kalite ile yükledim. Malum hosting maliyetleri nedeniyle. Daha yüksek kalite ile görmek isteyenler 500px sitesinde bakabilir. Fotoğrafın 500px linki için tıklayınız.

İşte bir acemi olarak yaptığım tüm çalışmalardan sonra içime sinen ilk fotoğrafım buydu. Aradan 4 yıl geçmiş. Bugün olsa tabii ki daha güzelini yakalarım. Yine bir çok hatam var fotoğrafta. Ama en sevdiğim fotoğraflardan biridir çünkü ilk manzara fotoğrafım bu diyebiliriz.

İki köprüyü tam ortadan alamadım, çünkü taş soldaydı. Biraz daha sağa gidemezdim arkamızda yol ve tepe vardı. İki derenin tam buluştuğu yere inemezdim akıntı beni götüremesede tripod kurulamazdı. Önümde çalılıklar vardı ama doğal bir olay onları kesemezdim. Karşıda ucube gibi duran restaurant, bir başka bir bina ve daha ucube gibi duran bir yeni araba köprüsü vardı. Bu ucubeleri , çalıları vs. photoshop ile düzeltebilirim ama o zaman bu bir fotoğraf değil resim olur. Ben fotoğraf çekmeyi seviyorum olduğu gibi.

O araba köprüsünü yapan hiçmi kendinden utanmamış böyle bir tarihi köprünün yanına bir beton kondurmaya. Bu yapılara restaurantlara izin verin ok ama biraz görsel olsun ? Burası tarihi bir yer. Buraya gelenler fotoğraflarını paylaşacak ve daha sonra bir çok insan daha burayı görmek için gelecek. Restaurant ve yeni araba köprüsüne harcayacağınız 3 kuruş estetik size çok daha fazla turizm geliri olarak geri dönecektir.

Manzara Fotoğrafı ve Doğru Açı

Fotoğraf çekerken herkesin baktığı açıdan bakarsanız sıradan bir fotoğraf çekersiniz. Sıradan fotoğraf çekmek sıkıcıdır. O fotoğrafı siz mi başkasımı çekmiş anlayamazsınız bile. Herkesin baktığı açıdan herkesin sahip olabileceği bir fotoğraf makinesi yada telefon ile çekmişsiniz. O fotoğrafı size ait hissetmezsiniz. Bu benim diyebilmeniz için kendi açınızı bulmanız lazım.

Bu kendi açınızı bulmayı size hiçbir kitap hiçbir video öğretemez. Pratikte deneyerek öğrenirsiniz. Kameranızı unutun ve yanınızda ki nispeten usta fotoğrafçıları inceleyin. Neler yapıyorlar diye. Tabi kendileri size öğretse daha iyi ama çoğu fotoğrafçı öğretmeyi sevmez o yüzden izleyerek öğrenin. Açınızı bulun.