PAYLAŞ
Rize Kıble Dağı

Kıble Dağı fotoğraflarımın hikayesi bakın böyle başladı. Başkalarının çektiği manzara fotoğraflarına hayranlıkla bakıyordum. Bende bunlardan çekmeliyim diye iç geçiriyordum. Hatta neden daha iyisi olmasın ? Daha önceleri de yazdığım gibi ilk makinem Canon 60D idi. İyi manzara fotoğrafları çekmek için geniş açı lens lazım diye de okumuştum. Hemen bütçemin yettiği bir Tokina 11-16 almıştım. İlk sonuçlar pek olumlu değildi maalesef. Tekrar kitaplara gömüldüm. Okudum ve öğrendim ki bir de tripod lazım. Bütçemi zorlamayan ucuz bir tripod almıştım ama sonuç gene olumsuzdu. Bu sefer bütçemi zorlayan bir tripod aldım hemen.

İyi Bir Manzara Fotoğrafı için Gerekenler

Şimdi iyi bir manzara fotoğrafı için her şey hazırdı. Kitaplar okunmuş , DSLR fotoğraf makinesi alınmış , geniş açı lens alınmış , tripod alınmış bir şekilde hazır kıta evde bekliyordum. Şimdi lazım olan tek şey güzel bir manzara idi. O dönem misafir olduğum Rize’de bir arkadaşım çok yakın bir yerde güzel bir manzara bulabileceğimizi söyledi.

Rize’de bildiğiniz gibi Kaçkar Sıra Dağları bulunur. Kaçkarlarda zirve yollarında bir çok yayla bulunur. Buralara Rize merkezden gitmek ise zaman alır. En az 2 saatlik bir yolculuğu gözden çıkarmanız gerekir. Arkadaşımın önerdiği yer ise Rize merkezden 15-20 dakika uzaklığında idi.

Rize Kıble Dağı

Kaçkar Sıra Dağları zirveleri 4000 metrelere yakındır. 1000 metre üzerinde bir çok yayla bulunur. Mesela en meşhur yaylalardan biri olan Ayder yaylası 1350 metre rakıma sahiptir. Bizim gideceğimiz yer ise 1100 metre rakımlı Kıble Dağı. Rize merkezden kısa bir yolculukla Kıble Dağı’na ulaştık.

2014 Şubatının ilk haftası idi. Hava soğuk ve zirveler karlıydı. Sağolsun benim eski subaru aracım için karlar ve yokuşlar bir problem değil sanki bir eğlence idi. Kameraları ve tripodları indirmeden önce biraz çevreyi gezelim dedim arkadaşıma. Zaten altın saatlere yani gün batımına daha çok vakit vardı. Ailecek gelen bir kaç grup dışında kimse yoktu. Üstü kapalı piknik masaları ve satış yapmaya çalışan küçük bir büfe vardı. Tam tepede ise inşaat halinde bir camii vardı. Camiinin içi tamamen inşaat malzemeleri çevresi için inşaat tahtaları ile doluydu. Tahtaların bir kısmının çivili olması ve caminin çevresinde dolaşırken bu tahtalara basmak biraz riskliydi.

Çevreyi biraz gezdikten sonra ne yapacağımızı bilmez iki acemi fotoğraf sevdalısı olarak kendimize göre uygun gördüğümüz bir yere tripodlarımızı kurup kameralarımızı yerleştirdik. Ben arkadaşıma 11-16 Tokina lensim ile hava atıyordum. Onda ise 18-135 Canon lens vardı. Her ikimiz de Canon 60D kullanıyorduk. Benim tripodum daha havalı idi. Fotoğraf çekmemize gerek yoktu ben kazanmıştım bile!

Kıble Dağı 1000 metrenin üzerinde olsada arkamızda yani güneyde bizden çok daha yüksek dağlar vardı. Güney tarafında bir manzara yakalayamamıştım. Batıdan ise gün batımını bekliyordum. Doğu tarafı yine bize göre yüksek dağlarla kaplıydı. Kuzey ise direkt karadenize bakıyordu. Bulunduğumuz konum olarak batıya baktığımızda ufka kadar bakabiliyorduk. Kuzey-Batı konumunda ise denizle karanın birleştiğini görürken küçük tepelerede yüksekten bakıyorduk.

Acemi Fotoğrafçılar Kıble Dağı ‘nda

İki acemi fotoğrafçı olarak ne yöne tripod kuracağımızı bilmiyorduk. Ben bir tarafa yöneliyordum 5-10 fotoğraf çekiyordum. Ne çektiğimi bilmeden. Zaten benim bir şey yapmama gerek yoktu ki? Tüm kitapları okumuştum elimde iyi bir tripod , iyi bir makine , iyi bir lens vardı. Her çektiğimin sanat eseri olması lazımdı! Ama fotoğraflara o küçük fotoğraf makinesi ekranından bakarken bunların sanat eseri olmadığını anlıyordum. Yinede arkadaşıma bunlar küçük ekranda böyle kötü gözüküyor evde geniş ekranda güzel olacaklar diyordum. Bu sırada bir baktım ki arkadaşım yok. O doğuya yönelmiş orada fotoğraf çekiyor. Bende onun peşinden gittim.

Belki o iyi bir açı yakalamış diye düşündüm. Kısaca kopya çekiyordum. Sonra ben başka yöne geçince o benim peşimden geldi. Benim açımı yakalamak için. İşin özü ikimizde ne çektiğimizi bilmeden rastgele çekiyorduk.

Kitaplarda okuduklarımı hatırlamaya çalışıyor, diyaframı kitaba göre ayarlamaya çalışıyor, mükemmel enstantane için çalışıyordum. Ancak fotoğraf çekmek kitap okumak gibi değilmiş. Sonunda pes etmiştim. Zaten hava pusluydu gökyüzü kirliydi. Gün batımı göremeyecektik. Artık fotoğraf çekmeyi bıraktım. Bulunduğum yerden kendi doğduğum köye doğru baktım. Tabii bizim köyün rakımı az olduğundan gözükmüyordu ancak o yöne doğru bakmak istedim. O yöne bakarken 5 farklı diyafram değeri ile fotoğraf çektim.

Eve gittiğimde o gün çektiğim tüm fotoğrafları hayal kırıklığı içinde sildim. Aralarından köyüme doğru çektiğim 5 taneyi bıraktım. 5 farklı diyaframla çekilen fotoğrafları photomatrix programı ile hdr yaptım.

Kıble Dağı ilk Gün HDR

Rize Kıble Dağı

Tabii acemilik dönemleri hdr’ın biraz dozu kaçmış 🙂 . Bugün çekmiş olsam belkide silerdim bu fotoğrafı ancak o günden tek kalan kare bu. En azından anısı var. Bu kareyi çektikten ve diğer tüm fotoğrafları sildikten sonra çok mutsuz oldum. Fotoğraf makinemi satasım bile geldi. Bir zaman sonra bu depresiflikten çıktıktan sonra yine bu kareye bakarak orada ne yapman gerektiğini düşündüm. Buraya tekrar gidecektim ve bu sefer farklı olacaktı!

Biraz daha kitap ve blog okudum, çeşitli youtube videoları izledim. Kafam daha çok karıştı. Sonra kendime basit sorular sorarak cevap aramaya başladım. Öncelikle gün batımı fotoğrafı istiyordum. O zaman hava durumunu kontrol etmeliyim. Havanın nispeten açık olduğu bir gün bulmalıyım. Şubat ayı Rize ikliminde açık hava bulmak küçük bir mucize olsada beklemeye başladım. Sonrasında sislerin üzerinden çekilen fotoğralar hoşuma gitmeye başladı. Evet sislerin üstünden fotoğraf çekmeliyim dedim. Açık hava beklerken şimdi de sis beklemeye başladım.

Bu fotoğraftan 1 ay sonra bir gün kalktım ve baktım sis vardı. Sevindim 🙂 . Hemen hazırlıklarımı yaptım ve gün batımı fotoğrafı çekmek istediğim için öğleden sonra yola çıktım. Maalesef o zamanlar şimdiki kadar tedarikli değildim. Elimde ne self-defense malzemesi vardı ne de fener,ışık gibi malzemeler. Elimde olanlar Canon 60d , tripod , tokina 11-16 ve canon 55-250. Canon 55-250 lensi özellikle almamıştım. Sadece çantamdaydı oda yanlışlıkla gelmiş oldu. Ne işim olurdu ki 55-250 bende paşalar gibi 11-16 var. Manzara fotoğraflarının kralı geniş açıdır der her kitap !

Sis ve Kıble Dağı Yolu

Zorlu olmayan bir yolculukla Kıble Dağı’na doğru giderken sisten ne zaman kurtulacağımı düşünüyordum. Sonuçta kıble dağı 1100 metre ve sis bu dağdan da yüksekte olabilir. Sürekli ve dik bir şekilde yükselen bir yolu var Kıble Dağı’nın. Yükseliyoruz yükseliyoruz ama sis hala deva ediyor. Sis farlarını yakmışım ama ne fayda görüş mesafesi varla yok arasında. Kıble Dağı’na 100 metre kala sis açılmaya başladı ve son metrelerde tamamen sisin üstüne çıkmıştım. Çocuklar gibi şendim. Subaruyu park ettim. İnip biraz dolaşayım dedim. Hiçkimse yok! Tamamen sessiz bir ortam. Cami hala inşaat halinde değişen bir şey yok.

Kısa bir süre dolaştıktan sonra malzemelerimi alıp Cami inşaatına çıktım. Sis olmaması iyiydi tahtalara basarken çivilerden sakınmak gerekiyordu. Caminin çevresini dolaştığımda ağaçlar yüzünden önüm kapanıyordu. Bende Kıble Dağı Camii inşaatının içine girdim. İçerisi bubi tuzakları ile dolu gibiydi. Her türlü inşaat malzemesi dikkatsizce ortalıktaydı. Merdivenle üst kata çıktım. Tripodu kurdum. 11-16 lensi taktım. Beklemeye başladım. Aradan makineye bakmayı unutuyordum. Çünkü gerçekten sislerin üzerindeydim biraz da kendi gözlerim ile bakmak istedim. 1100 metre rakımda önüm uçsuz bucaksız bir sis denizi ile kaplıydı.

Ama o da ne ? Yine 11-16 ile çektiğim fotoğraflar hoşuma gitmiyordu. Güneş iyice alçalmaya başlamıştı. 5-10 dakika içinde güneş tamamen batacaktı ancak elimde 1 tek kare bile yoktu. O an anlık bir hareketle 11-16 yı çıkardım ve gereksiz gördüğüm ve 400 liraya aldığım 55-250 lensi taktım. Yine farklı diyaflarda 3-5 fotoğraf çekip HDR yapacaktım.

Telefoto Lens ile Gün Batımı

55-250 lens ile güneş batmadan önce çektiğim ilk kare :

Tam güneş batarken biraz da HDR’ı acemilikle abartınca karşıma bu çıktı. İlk karede yaklaşık 65mm kadrajım var.

Bu fotoğraftan yaklaşık 1 dakika sonrasında ise :

Bu fotoğrafta güneş artık dağın arkasında kalmış ve bulutlar üzerindeki etkisi azalmıştı. Güneş o kadar parlak olmayınca ilk fotoğrafta gölgede kalan sis tabakası daha net gözüküyordu. Bu fotoğrafta ise 170mm kadraj var.

Yine 1-2 dakika sonra güneş tamamen kaybolduktan sonra :

 

Artık güneş tamamen kaybolmuştu. Yinede dağın arkasından bulutları kırmızı yapıyordu.

Yine 1-2 dakika sonra daha geniş açıdan bakmaya çalıştım :

Bu fotoğraflarla beraber benim bulutlara ve gün batımına olan aşkım başlamıştı. İlk gün batımı fotoğraflarımdı. Bu nedenle benim için değerliler. Daha önce dediğim gibi bugün çekmiş olsam bunları beğenmeyip silerdim yada hdr’ı bu kadar abartmazdım. Ama acemilik güzeldir.

Manzara fotoğrafları için Tedarikli olmak

Bu fotoğraflardan sonra hava tamamen karardı. Makinemi toparladım. Elimde hiç bir ışık kaynağı yok. Aşağılar sis halinde. Ay yok. Güneş zaten battı. Tamamen karanlıkta kaldım. Caminin 2. katındayım. Aşağı inmem lazım merdiveni göremiyorum. Merdiveni görsem içerisi tamamen bubi tuzağı. Dışarısı çivili tahtalarla dolu. Telefon ışığı ile ilerlemeye çalışıyorum. Tamamen bir sessizlik hakim. Aradan bir kaç köpek havlaması ve uluması geliyor. Belkide sesler 500 metre aşağıda ki köyden geliyor ama insan tırsıyor. Tepede ki camiden arabaya kadar yürümem gereken mesafe 100 metre ancak bana 100 km gibi geliyor. Acemilik, karanlık, korku, heyecan hepsi bir arada. Ne zaman ki arabama ulaşıyorum ilk yaptığım şey, hiç bir zaman yapmadığım şey oluyor , kapıları kilitlemek.

Ama adrenalin iyidir sebepsiz gülüyorum. Tek başına bir dağın tepesinde kilitli bir arabanın içinde gülen bir adam hayal edin! Belki delilikten gülüyorum belki de adrenalinden belki de korkudan ! Ama gülüyorum be hayat.

İnşallah sizlerde sizi gülümseten ve anısı olan kareler çekersiniz !

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here